Büyü Gerçekten Var mı? Büyü Cinlerle mi Yapılır? Büyü Yapma Kitapları Neler?
Büyü, ilm-i simya, astroloji, fal, ilm-i tencim gibi ‘Kara Sanatlar’ insanlık tarihi kadar eskidir. Tüm dinler, özellikle Ortaçağ’da dinsel dogmalara karşı seçenekli inançlar sunduğu için büyüye karşı çıkmışlardır. Eski toplumlarda özellikle şifa dağıtıcıların da uyguladığı kimi ritüeller bir süre sonra yasaklanmış ve başta Avrupa olmak üzere birçok yerde ‘cadı avı’ adı altında idam ettirilmişlerdir. Büyü, doğaüstü varlık veya güçlerin kontrolünün insan tarafından mümkün olduğu inancına dayanır. Doğaüstü’ne insani müdahale girişimi olan büyü doğaüstü varlık ve güçlere inanç konusunda dinle buluşur. Fakat doğaüstü varlıkların insan tarafından kontrol ve yönlendirme yapılabileceğine inanç noktasında dinden ayrılır. Başka bir deyişle, dinde doğaüstü güce “yakaran”, büyüde ise “buyuran” bir tavır hâkimdir.
Bilinen yollarla elde edilemeyen nesneleri sağlamak, birine zarar vermek veya birini zarardan korumak için birtakım gizli güçler kullanarak zararı önlemek ve doğa yasalarını zorla etkilemek amacını güden işlemlerin tümü büyü olarak adlandırılır. Günümüzde “kara sanatlar” diye tanımlanan eski bilim uğraşları Babil astrolojisi, Mısır simyası, Keldani büyücülüğü ve Etrüsk falcılığı idi. Gizli sanatları uygulayan büyücü, cinci, fal bakıcı, müneccim ve ölülere danışıcı gibi kişiler her dönemde var olmuşlardır. Büyü uygulamalarının genellikle olumlu (Ak Büyü) ya da olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu belirtilir. Büyüler için de geçerli olan spritüel yasaya göre herhangi bir şey “mikro kozmosta nasılsa, makro kozmosta da öyledir. Bu nedenle tüm insanların kolektif bilinçaltı bu tür büyülere karşı açık durumdadır. Büyünün hedef aldığı kişinin bilinçaltına ulaşmak da bu yüzden kolaydır. Herşey, herşeyi kapsar ve herşey birdir. Doğaüstü denilen kavram, dünyasal oluşumun dışında değildir her objeyi etkiler. İyinin ve kötünün kaynağı aynıdır ve aynı yasalar geçerlidir. Büyü evreni dev bir çarktır ve ekseninde insan vardır. Büyü, hangi dine ve inanca bağlı olursa olsun temeli ve etkileri aynıdır. Dolayısıyla büyünün dini yoktur. İnsan büyük bir enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu enerji yoğunluğu insanın bütün vücut ve beyin fonksiyonlarını düzenler. Büyü insanın enerji yoğunluğunu yok etmek ve ritmini bozmak için yapılan negatif bir enerjiyi çeşitli araçlarla insanın üzerine yollayarak, vücuttaki enerji akışının düzensiz olarak çalışmasına neden olan bir metotdur.
Eski Yunancada büyücü, rüya yorumcusu ve aldatan anlamlarına gelen “Magie” sözcüğünün, Medler dönemi İran’ında bir rahipler kastı olan “magi”ler aracılığıyla Batı’ya geçtiği tahmin edilmektedir. Diğer bir yoruma göre “magie” (sihir, büyü) kelimesi, “Mecusî’den gelmedir. Klasik Antikçağ’da “magi” sözcüğü, öncelikle Doğu’da Mecusî din adamlarının sanatları için kullanılmıştır. Latince “magus” sözcüğü, Zerdüşt dinine mensup kişiler için İslâm kaynaklarında kullanılan “Mecusî” sözcüğünden gelme olup “Mecusî din adamı”, “sihirbaz”, “büyücü” gibi anlamlara sahiptir. Büyücü, doğal ve doğaüstü güçlere sahip olduğu söylenen çeşitli dinsel âyinler yoluyla bunları kullanarak gizleri çözmeye çalışan kişidir. Hıristiyanlıkta “Magi” (Büyücü) ya da “Üç Çoban-Kral” diye anılan, Doğu’dan Beytüllahim’e gelerek bebek İsa ile Meryem’i bulup onların önünde secde eden ve getirdikleri hazinelerini armağan olarak İsa’ya sunan Caspar, Melchior ve Balthasar adlarındaki üç Mecusî müneccim, İsa’ya ilk inananlar arasında yer aldıklarından, büyü tarftarı kişiler, büyü sanatlarının din açısından saygın bir konuma sahip olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Romalı tarihçi Gaius Plinius Secundus, büyücülüğün kurucusu olarak İranlı Zoroaster’i (Zerdüşt) gösterir. Zerdüşt, olasılıkla Asur Krallığı döneminde yaşamış bir din kurucusu idi ve oluşturduğu din, iyilik ve kötülük güçlerinin birbirine karşıt tanrıları olan Hürmüz (“Ahura-Mazda”: Işık Kralı) ve Ehrimen’in (“Ahira-Menyu”: Karanlıklar Prensi) sürekli savaşım ve çatışması üzerine kurulmuştu. Zerdüştlük cinbiliminde (demonoloji) sinek; çürüme ve çöküntünün cisimleştiği ve ölümün beslediği dişi bir cin olarak kabul edilir. Doğa bilimleri ilk önce efsun, tılsım ve sihirbazlık şeklinde Mısır’da türeyerek gelişmeye başlamıştır. İbn Haldun’a göre Babilliler, Yunanlılar ve Romalılar, bu bilgileri Mısırlılardan öğrenmişlerdir. Bu tür uğraşlar zaman zaman yasaklanmasına rağmen bu bilgiler uzun zaman korunabilmiştir.
Büyünün kriminal bir suç olarak kabulü, İmparator Büyük Konstantinos döneminde başlamış, daha sonra İmparator I. Iustinianus döneminde bu alanda yapılan yasal düzenlemeler, Roma hukukunun ünlü “Corpus iuris civilis”inde toplanmıştır. Bu derleme, geç dönemde piskopos Aziz Isidorus tarafından Ortaçağ Avrupasına uyarlanmıştır. Ostrogot Kralı Büyük Theoderich, Kutsal Roma İmparatoru Charlemagne ve Sicilya Kralı II. Roger de büyücülüğü yasaklamışlardır. Hegel, büyünün tüm zamanlar boyunca toplumun her kesiminde varolduğunu söyler. Psikolog Jean Piaget, her insanın altı ya da yedi yaşlarına kadar inançların ve alışkanlıkların paylaşıldığı, uzak geçmişin etkilerinin süregeldiği modern bir ilkelliğin geçerli olduğu bir büyü dünyasında yaşadığını öne sürer. Malinowskiye göre; ‘’Büyü tekil, özel bir kudret, türünde tek, yalnız insanın içinde bulunan, yalnız büyü sanatıyla serbest bırakılabilen, kendini sesiyle ifade edebilen ve ayin uygulamasıyla aktarılabilen bir güçtür.’
İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olan büyü her toplumda yaygın bir etkinlik konumundaydı. Nazar, büyü ya da tılsım, insanoğlunun korktuğu kimi zaman da medet umduğu bir kült oldu. Binlerce yıl önceki inancın temeli ne ise günümüzde de aynısı geçerli. Nazar, kem göz, büyü, tılsım, kötü ruh, uğur kavramları sistematik bir silsile içerisinde hiç bozulmadan varlığını koruyor. Kötü güçlerden arınma amacıyla beyaz büyüye ihtiyaç duyulması ve bunun için imge veya nesnelerin kullanılması büyünün en eski döneminden en yeni dönemine kadar süregelmiştir. Günümüzde kötülüğe karşı koruyucu olarak kullanılan nazar boncuğunun eski geleneğe benzer koruyucu bir nesne olduğunu söyleyebilir.Eski dönemlerde, kirpi kanı içmek, leylek pisliği ile tütsülenmek, kaş kirpik gibi vücut tüyleriyle tütsülenen iç çamaşırı giymek, demir tortusu atılmış kaynar suyla yıkanmak, evlerin iç kapılarının üst köşelerine ardıç katranıyla ufak haçlar yapmak gibi işlerin büyünün etkisinden koruyacağına inanılırdı.
Büyü ayinlerinde özel araç ve malzemeler kullanılır ve hazırlanmaları belli bir uğraş gerektirir. Mesela, Hindistan’da bir muskanın hazırlanmasında kullanılan birleşim önceden hazırlanmış olmalıdır. Büyü malzemelerin çoğu önceden okunup üflenerek bekletilmektedir. Ölü kemikleri, cenin, kesik saçlar, adet kanı, gibi şeyler büyü malzemesi olarak kullanılabilmektedir. Kimi zaman büyülerin türlerine özel malzeme listeleri hazırlanmakta, bu şekilde büyülerin unutulmasının önüne geçilmektedir. Malzemelerin yanı sıra kullanılan araçlar da önemlidir. Bunların en basiti herkesin bildiği sihirli değnektir. Ayrıca leğen, merdiven, çark, iğne, anahtar, ayna gibi aletler de kullanılmaktadır. Çinliler’in kullandığı kâhin pusulası en ilginç büyü aletlerinden biridir.
Sihir, büyü muska, cin, büyü, kehanet ve keramet gibi konular binlerce seneden bu yana herkesin merak ettiği kavramlardır ve uygulamaları da tarih boyunca bu işlerle meşgul olan kişilerin entelektüel seviyelerine göre farklılıklar göstermiştir. Sıradan bir cinci ya da büyücü rakibine zarar vermek için tütsüler yakıp dualar okuduktan sonra yumurta ya da tahta kaşık gibi nesneleri bir mezarın ayak ucuna gömmüş ama konunun daha üst seviyede olan erbábı işi çok daha başka yöntemlerle, örneğin temas etmek istediği bedensiz varlığın adını özel bir seremoninin esrarlı kuralları içerisinde belki de binlerce defa tekrarlamış ve geleceği matematik temeline dayanan yine çok özel bazı işlemlerle öğrenmeye çalışmıştır.
Özellikle Babil, Eski Mısır ve Yahudilerin yaşamlarında büyü önemli bir yer teşkil eder. Keldanîler yıldızlara taparlar, kâinatı idare edenlerin yıldızlar olduğunu, hayır ve şerrin onlardan geldiğine inanırlardı. Semavi güçlerin yerdeki güçlerle birleşmesi sonucu mucizeler meydana geldiğini söylerlerdi. Eski Mısırlılar büyüyle, ölüm veya hayat konusunda etkili olabileceklerini, ruhlara başvurarak istediklerini elde edebileceklerini ve tabiatın güçlerini kendilerine bağımlı kılabileceklerini düşünüyorlardı. Samiriyelilere göre, bütün büyüler Hazret-i Adem’in Cennetten gelirken beraberinde getirdiği “İşaretler Kitabı”ndan alınmıştır.
Büyü sanatı, Yunan-Roma medeniyetinde Doğu’da olduğu gibi rağbet bulmuştu. Tesalya bölgesi gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle bilinirdi. Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir ilgi duyuyorlardı. Konfüçyüs’ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibiydi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait konlrı söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya alışıyorlardı. Daha çok doğaüstü varlıklar ve cinlerle bağıntılıydı. Çin’deki okkültizmin temel üç özelliği; toplumun tüm kesimlerinin okkült uygulamaları ve büyüyle ilgilenmesi, her olayın bir cin işi olduğuna inanılması ve LaoTze”nin gizemli öğretisi. İlginç bir nokta, Süleyman’ın Anahtarı gibi Batı büyü kitaplarında bulunan pek çok motif ve öğenin Çin büyüsünde de varlığını devam ettirmesi.Tılsım ve muskalar Çin’de oldukça yaygındır. Muska yardımıyla gök gürültüsü çıkarmak ve şimşek çaktırmak Çin büyücülüğünün en önemli unsuru durumunda.
Hititlerde büyü, hastalıkları kovmak; yolunda gitmeyen bedensel fonksiyonları iyileştirmek; ev içinde çekişmeler, evdeki hayaletler, bağ ve ekinlerdeki verimsizlik ya da ordu’daki veba salgını gibi talihsizliklerigidermek gibi sebeplerle yapılırdı. Kara büyü, ülke kanunlarına göre saldırı ve dayak atma ile aynı kategori içinde değerlendirilen bir suçtu. Büyü tanrıları ve diğer doğaüstü güçleri etkilemeye yönelik, kararlaştırılmış ve öğretilip öğrenilebilen teknikler sistemi olarak tanımlanmıştır. Büyü Hititler için bir bilimdi ve uzmanlardan öğrenilip kuşaktan kuşağa aktarılıyordı. Büyü bir kötülüğü uzaklaştırmak gibi olumlu bir amaç için kullanılabileceği gibi kötülüğe neden olmak içinde ondan yararlanmak mümkündü. Bunlara ak ve kara büyü deniliyordu.
Şamanizm, ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen şamanlar çevresinde yoğunlaşan bir inanç sistemidir. Gelecekten haber vermek, büyü ve efsûn yapmak, ruhlara kurban sunmak şamanın başlıca görevleridir. Ruhlarla ilişkisi olduğuna inanılan şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaratılışı bulunduğu kabul edilir. Şamanlar genellikle zeki ve şair tabiatlı kimselerdir. Âyin sırasında yoğun bir vecd içinde kendinden geçip gök ve yeraltı dünyalarında gördüğü garip varlıkları, acaip olayları ayrıntılarıyla anlatırlar, ayılınca da bir şey hatırlamazlar. Şamanizm büyü ile tıbbın birleşimidir. Bir şaman hastalıklarla, şeytanlarla ve kara büyü uygulayıcıları ile savaşmak için kendi gücünü kullanan bir savaşçıdır. Sadece Şamanizm’in değil, genel olarak dinler tarihinin en yetkili mütehassısı sıfatıyla tanınan M.Eliade Şamanizm hakkında şunları söylüyor … Şamanizm genel olarak kendisine şaman veya Kam denilen ve doğuştan gelen hususi birtakım kudretlerle mücehhez olup şiddetli bir psikopat kabiliyete ve güçlü bir kişiliğe sahip bulunan bir şahsın etrafında düğümlenen bir dini-sihri sisteme denmektedir. Şaman kelimesi,daha çok modern Batı literatüründe kullanılan bir kelime olup asıl kelime Kam’dır.
Eski Mısır dininde tanrı “Thoth” ile, Zerdüştlük’te “Hûşeng” ile,, Yahudi dininde “Hanok” ile, Hıristiyanlıkta “Enoch” ile özdeşleştirilen, Eski Yunan’da tanrı Hermes’e, Eski Roma’da tanrı “Merkür”e karşılık gelen ve tanrısal kişilik kazandırılmış olan Hermes Trismegistus, büyücülerin, ruh çağırıcıların, simyacıların ve astrologların pîri sayılmıştır. Hermes’in Eski Mısır’daki kökeni olan Thoth, Mısır panteonunda önemli bir üne sahip olup İbis başlı bir insan veya bir babun olarak gösterilir. Thoth’un hiyerogliflerin bulucusu, kâtiplerin koruyucusu, tıp, astronomi ve sanatların öğreticisi olduğu kabul edilir, büyünün gizlerini de bilir.
Tarihte büyünün en popüler olduğu dönemlerinden biri de Fransız Devrimi ile beraber giyotinlerin işlemeye başladığı dönemdir. Devrim her yeri kana bulamasına rağmen, büyücülere dokunmadı aksine etkilerini arttırdı. Alliette, halka Kabbala dersleri veriyordu, Lenormand devrim kahramanlarının geleceklerini söylüyordu; Danton, Saint Just, Desmoulins, Marat ve hatta Robespierre bile onun önüne oturup geleceklerini dinlediler. Batı dünyasında doğaüstü olduğunu söyleyen büyücüler uzun yıllar varlıklarını devam ettirdiler. 19. Yüzyıl´da kahinler ve maji antik bilgelik çizgisinde sürüyordu. Napolyon´un subaylarından Hoene Wronski Pythagorean matematiğini, Kabbala´ya uygulamaya çalışırken, sosyolog Charles Fourier bir tür majikal toplum kurmaya çalışıyordu. 1814 de Madam d´Eldir, doğu kökenli ayinler yapan bir grup kurmuştu. Paris, St. Sulpicius Okulu´nun eski dekanı Eliphas Levi, antik okkült doktrinleri yeniden canlandırdı amacı bilimle inancı birleştirmekti. Baron Guldenstubbe, ünlü kişilerin ruhlarını uyandırmaya çalışıyor; Sezar, Plato, Germanicus ve Abelard´ın ruhlarını çağırmaya uğraşıyor, onların imzalarını atıyor ve düşüncelerini onların eliyle yazdığını söylüyordu. St. Yves d´Alveydre, sayılar, renkler, harfler, gezegenler ve kokular arasında ilişkiye dayanan bir sistem geliştirdi ve 1909 yılında da patentini aldı. Madam Helena P. Blavatsky ve Annie Besant ezoterik çalışmaları ve kehanetleriyle dünyayı etkilediler.
ABRAKADABRA’nın Sırrı
İllüzyonist gösterilerinde sıkça duyulan ‘abrakadabra’ ve ‘hokus pokus’ gibi sihirli sözcüklerin büyücülük tarihindeki geçmişi onların sanılandan daha güçlü anlamlar içerdiğini gösteriyor. Tılsım inancına dayalı olarak çeşitli dönem ve kültürlerde “Abraxas”, “Abrakadabra”, “Hokus pokus”, “Simsalabim” gibi gizemli kelimeler kullanılmıştır. Bir iddiaya göre, Tanrı insanı bir nefesle canlandırmış ve bu nefesiyle birlikte bir sayı ya da gizemli bir sözcük söylemiştir. Bu kelimenin “Abrakadabra” olduğu ve Tevrattan alınma İbranice “Abreg ad hâbra”; “Yıldırım oklarını ölüme doğru fırlat!” şeklinde bir sözden ya da “Ha brakhap dabarah”; “Konuş ey kutsal varlık!” sözünden türediği söylenmektedir. Diğer bir yoruma göre ise bu gizemli kelimeninn kökeni eski Arami gizemciliğine dayanır ve “Avrah ka dabra” “Konuştuğum sırada yaratıyorum!” anlamına gelir. Ortaçağ’da sihirli bir formül olarak sıkça kullanılan bu sözcük, “Abraxas” sözcüğü ile de ilişkili olup bu ikincisi, gerçekte Pers güneş tanrısı Mithra’nın adlarından biridir. Yunanca “Abraxsas” sözcüğü, Kabala’da “Yüce Varlık” anlamında kullanılmış, İbranicede olduğu gibi Yunan alfabesinde de harfler sayılarla eşleştirilmişti. Onun sayısal değeri yılın günlerine karşılık gelecek şekilde 365 eden sihirli adının, tüm evreni kapsadığına inanılıyordu. Gerçekte ezoterik bir terim olan “Abrakadabra” MS 200 yıllarında yaşayan hekim Serenus Sammonikus’a göre her satırda bir harf eksilecek şekilde ‘Abrakadabra’ yazacağınız bir muska, yüksek ateşi tedavi eder. Latince kökenli “Hokus Pokus” terimi ise papazların, ayin sırasında söyledikleri, ‘Çünkü o benim bedenim’ anlamındaki ‘Hoc est enim corpus meum’ cümlesinden halk ağzında bozulmuş hali.
Büyü Çeşitleri ve Etkileri
Büyü iki ana kategoride değerlendirilir. İlki “kara büyü” ve hedeflenen her ne ise ona zarar vermeye yönelik. “Ak büyü” ise hedefin iyiliği gözetilerek gerçekleştirilir. Gerek ak büyü, gerekse kara büyü gerçekleştirme yolunda iki ana yöntemden biri taklide gitmektir ve buna “taklit büyüsü” denir. Dünyadaki en popüler örnek, “voodoo bebeği”: Bir kişinin taklidi olarak tasarımlanmış makete iğne batırma, yakma, parçalama ve benzeri işlemlerle zarar vererek, aynı zararın maketin temsil ettiği asıl kişide de gerçekleşeceğine inanılır. Bir de “temas büyüsü” var ve bir şeyin parçası üzerinde gerçekleştirilecek işlemin bütüne de aynı etkiyi yapacağı inancına dayanır. Bir kimsenin saçı, kesilmiş tırnak parçası, dişi, vücut sıvısı o insan üzerinde belli etkilere yol açma arzusuyla işleme tabi tutulur.
Kara büyünün bir çeşidi olan Kırmızı Büyü Afrika kökenli bir uygulamadır ve buradan yayılarak dünyanın çeşitli bölgelerine ulaşmıştır. Haitili yerliler ve melezler tarafından uygulanan Voodoo büyüsü en çok bilinen kırmızı büyüdür. Kara büyüde ölüm vardır ancak ön planda değildir. Kırmızı Büyü ise ölüler ve ölümle ile içli dışlıdır. Kırmızı Büyünün amacı İnsanları öldürmek, sakatlamak, intihara sürüklemek, kişilerin üzerine negatif varlıkları yönlendirmek ve lanete bulaştırmaktır. Voodoo bebekleri her çeşit büyüsel gelenekte mevcut olan mum ya da kilden yapılan bir heykelciktir. Hedef olan kişiye yapılmak istenilen şey, büyüsel formüller kullanılarak heykelciğe (kukla, bebek) uygulanır. Bebeğe veya büyülenen objeye yapılan her hareket hedef olan aslında da gerçekleşecektir. Büyü için hayvan kanları, yılanlar ve kafatasları kullanan Voodoo büyücüleri korkunç yöntemleriyle tanınır. Voodoo’nun çok konuşulan bir yönüde Zombiler’dir. Ustalaşmış büyücüler, ölüleri hipnoz yoluyla mezardan kaldırır. Mezardan kalkan ölü ne haldeyse o halde kalkar. Voodoo büyüsü üzerine araştırmaları olan Kanadalı yazar, antopolog ve biyolog olan Wade Davis bu konuyla ilgili yazmış olduğu The Serpent And The Rainbow (Yılan ve Gökkuşağı) adlı kitabında, zombilerin yaratılması ve Voodoo rituelleri işlenmiştir. Ortaçağdan kalma bir diğer uygulama ise Şanlı El ya da Tutuşan El yöntemidir. Asılarak ölen birinin eli kesilir, kurutulur ve avucuna siyah bir mum yerleştirilirdi. Dönemin kaynaklarına göre bu eli kullanarak özellikle zehirlenme büyüleri yapılıyormuş.
Büyü Kitapları
1700 sene önce yazılmış Leiden Papirüs adlı büyü kitabında şöyle yazar; “Herhangi bir kimseyi delirtmek için yapılacak büyü: Aklını kaçırmasını istediğin kişinin saçından bir parça al ve onu öldürülmüş bir adamın saçıyla birlikte bağla. Sonra bu saçları bir şahin kuşunun ayağına iliştir ve kuşu canlı olarak sal gitsin. Eğer çok kuvvetli bir delilik olsun istersen, kuşu evinde bir müddet besle ve sonra sal gitsin…”
1584 yılında Anvers’te yayınlanan Gespar Peucer’in Les Devins (Falcılar) isimli kitabında büyücülük şöyle tanımlanır: “Büyücülük, şeytanı tanımaya yarayan bir sanattır. Büyücü tarafından çağrılan şeytan ve yardımcıları kendilerini gösterirler ya da kendilerini göstermeyip de talep edilen şeyi yerine getirirler.” Geleneksel cadı öğretisine göre, büyüyle uğraşarak insanlara zarar veren cadının gücü kendisinden kaynaklanmaz; şeytanın ve demonlarının yardımı olmadan cadı bir hiçtir.
Büyü ile ilgili el yazmalarından biri 15. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen ve Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce’ye çevirilen büyücü Ma Abra-Melin’in “Kutsal Büyü” kitabıdır. Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, fakat büyücü, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.
Okkültizm kitapları Kabbala, çeşitli büyüleri en gizemli biçimlerde tarif eder. Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, “Kabala, Tradition of Hidden Knowledge” (Kabala, Gizli İlmin Geleneği) adlı eserinde Kabala’yı şöyle tanımlar:”Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur. Diğer bir büyü kitabı olan Zohar da zamanla Yahudi büyücülüğünün en önemli kaynaklarından biri haline geldi. Ölümle ilgili büyülerin bulunduğu ve kara büyünün temelini teşkil eden “Süleyman Anahtarı” bir çok ölüm reçeteleri ve nefret büyüleri içermekteydi. Yahudilerin inanışına göre İsrail’in 3. kralı Davud’un oğlu Kral Süleyman büyücülerin en büyüğüydü.
Grimoire en basit anlatımıyla büyü kitaplarına verilen genel bir isimdir. İçinde sigiller, iyi-kötü ruh daveti, ölü diriltimi gibi kitabın içeriğine göre değişen okült konular bulunur. Bir kara büyü kitabı olan Grimoire, bir büyücü için gerekli tüm bilgileri içerir. Kitap Albert Le Grant tarafından 1250’li yıllarda yazılmıştır. 17. yüzyılda kitabın orijinali İstanbul’a getirilmiş ve kopyaları büyüyle ilgilenen kişilere verilmiştir. Owen Davies bu kitapla ilgili ayrıntılı bir inceleme yazmıştır. Günümüzde kitapevlerinin bastıkları Grimoires kitapları da bu yazarın taslaklarına dayanır. Kitabın orijinal halinin bazı medyumlarda olduğu, yayınlanan kitabın ise sadece “fantezi dünyası ürünü” olduğu söylenmektedir. Diğer bir grimoire olan “Grimoire of Honorius” düşmüş melekleri ve onların nasıl diriltileceğini anlatır. “Kitap, rahipleri sadece demonoloji sanatı hakkında eğitmemiş, neredeyse onlara, işlerinin bir parçası olarak iblisleri diriltip, kontrol etmelerini öğrenmeleri emredilmiştir.
Abra Melin adlı kitap Almanya’da yaşayan dönemin ünlü majisyeni tarafından yazılmıştır ve kendisinin aslen Mısırlı olduğu tahmin edilmektedir. Kitabın içeriği dört iblis prensi olan Lucifer , Leviathan, Satan ve Belial ve sekiz alt prense (Astaroth, Magot, Asmodeus, Beelzebub, Orien, Paimon, Ariton, Amaimon) ve onların bir çok yardımcılarının davetini içerir. Ancak bu ruhları çağırmadan önce kesinlikle iyi ruh daveti yapılması gerektiğini belirtir.
1902 senesinde L. W. Laurance, tarafından kaleme alınan “Hindistan Büyüleri Kitabı” Hindistan ve Pakistan bölgesinde yapılan büyülerin derlenmesinden oluşmaktadır. Kitapta büyünün dışında eski Hint sağlık uygulamalarına da yer verilmiştir. Batı dünyası, büyücülüğü 16. ve 15. yüzyıllarda arıyorsa da gerçek ve yakın kökenleri, Prof. Margaret Murray’ın The Witch Cult in Western Europe adlı kitabında ve İngiliz Gerald Gardner’in çalışmalarında görülenilir. Murray’ın görüşleri günümüzde bir hayli tartışılıyor, Gardner ise halen çağdaş büyücülüğün bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Her iki çizgide ise ağırlık kazanan Ak büyü ve cadıcılığın, eskilerden kalma, bir çeşit karşıt inanç, alternatif inanç olduğu düşüncesidir. Gardner, 70 yaşındayken yayınladığı Withcraft Today, 1954 kitabında hem Murray’ın görüşlerine bağlanıyor hem de büyücülüğün halen mevcut olduğunu, kendinin de bir örgütün üyesi olduğunu söylüyor.
Kral Süleyman’a atfedilen “Süleyman’ın Anahtarı” adlı kitap tarihteki en ünlü büyü kitaplarından biri olarak kabul edilir. Kitapta ruhsal güçleri toplamayı ve kontrol altına almayı, ruhlar aleminden gizli sorulara yanıt bulmayı elde etmek için yapılması gerekenleri ayrıntılı olarak tarif edilir. Ayrıca, çalınmış eşyaları bulmak, istenen kişiyi kendine aşık etmek, aşık olunan kişinin rüyasına girmek, insanların birbirinden nefret etmesini sağlamak amacıyla yapılan çok sayıda büyü yer alır. Büyülerin etkili olması için anlatılanların doğru zaman, doğru yer ve doğru gün ile saatte yapılması gerektiği belirtilir. Kral Süleyman büyüsü 15.-16. asırda yazılmış ve British Museum’de bulunan birkaç el yazmasına dayanır. Bu yazmalar iki bölümden oluşur. Birinci bölüm, müzedeki elyazmalarından yedisine dayanarak 1854-1918 yılları arasında yaşamış, gizli ilimler konusunda uzman ve Altın Şafak Hermetik Cemiyeti’nin kurucusu olan S. Liddell MacGregor Mathers tarafından İngilizce’ye çevrilmiş ve ilk kez basılmıştır. Kitabın önsözünde, Yahudi tarihçi Josephus’un, Kral Süleyman’ın okült uygulamalarda deneyimli olduğunu onayladığını belirterek; kendisinin de bu büyü sisteminin Kral Süleyman’a atfedilmesinden kuşkulanmak için hiçbir nedeni olmadığını söylüyor. Kitap şu sözlerle başlıyor:“Bugün herkes biliyor ki, çok eski çağlarda Kral Süleyman sahip olduğu bilgileri bir meleğin bilgece öğretilerinden esinlenerek edindi.. Onun ardından aynı bilgiyi kazanmaya çalışan Hahamlar, ağaç kabuklarına işlenmesine sebep oldukları bu vasiyatnameye “Testament the Clavicle” veya “Süleyman’ın Anahtarı” adını vermişlerdir. Tılsım olarak kullanılan beş köşeli yıldızlar İbrani harfleriyle bakır plakalar üzerine yazılmış, böylece o bilge kralın yaptırdığı tapınakta özenle korunabilmişlerdir.”
Süleyman’ın Anahtarı kitabındaki en dikkat çekici büyüler, genellikle boyunda taşınan ve büyü yapmada kullanılan bir tür tılsım olan “Pentacle”lardır. Pentacle parşömen, kâğıt ya da metalden yapılır ve üzerine gizli enerjileri açığa çıkaran semboller çizilir. “Süleyman’ın Anahtarı” kitabının ilk bölümünün sonunda, “toprağa, havaya, suya ve ateşe ait kötü ruhları korkutmak, onların boyun eğmesini sağlamak” için kullanılan “pentacle” ayrıntılı şekilde anlatılır. Ruhların bu tılsımları gördüğünde hayretle donakalacağı, korkacağı ve kullananın iradesine kesinlikle karşı çıkamayacağı söylenir. Bu “pentacle”ların hangi gök cismine ait oldukları, renkleri ve sıraları şu şekilde tarif ediliyor 1. Satürn’e ait yedi pentacle: Siyah, 2. Jüpiter’e ait yedi pentacle: Mavi, 3. Mars’a ait yedi pentacle: Kırmızı, 4. Güneş’e ait yedi pentacle: Sarı, 5. Venüs’e ait beş pentacle: Yeşil, 6. Merkür’e ait beş pentacle: Karışık renkler, 7. Aya ait altı pentacle: Gümüş. örneğin Ana Pentacle Tüm ruhları toplamak için kullanılıyor ve “hepsi sizin emirleriniz altına girecektir” deniyor. Satürn’e ait yedinci pentacle Deprem yaratmak için kullanılıyor, çünkü bundan etkilenen meleklerin tüm evreni sallayacak gücü var.
Kral Süleyman’a atfedilen “Süleyman’ın Anahtarı” kitabı, kendinden sonra yazılan birçok büyü kitabına da kaynak oluşturmuştur. Bunlardan en bilineni, aynı kitapla karıştırılan “Lesser Key of Solomon-Lemegeton Clavicula Salomonis” yani, “Süleyman’ın Küçük Anahtarı.” 17. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen, kitapta, okuyan kişinin dilediğini yaptırması için gerekli olan ruhların isimleri ve onları nasıl uyandırıp yöneteceği anlatılır. Tüm bunlar için gerekli malzemelerin kullanılması ve uygulanması şart olan ritüeller de detaylı olarak belirtilir. Kitap Ars Goetia, Ars Theurgia Goetia, Ars Paulina, Ars Almadel ve Ars Notoria olarak beş bölümden oluşuyor.
İbranice anlamı Sırların Bekçisi olan Başmelek Raziel’in Kitabı bir büyü ve sihir kitabıdır. Kendisi cennette Tanrı’nın tahtının yakınında durduğu için, orada olan her şeyi öğrenmekte ve konular hakkındaki tartışmalara şahit olmaktadır. Adem ve Hava’ya kendi özel ‘Bilgi Kitabı’nı verdikten sonra, onlar şeytana kendilerini kaptırmış ve yasaklanan Bilgi Ağacı’nın meyvesinden yiyerek günah işlemişlerdir. Raziel’e bağlı olan melekler onların cennette işledikleri bu günahtan nedeniyle öylesine hayal kırıklığına uğramışlardır ki, Raziel’in onlara verdiği kitabı çalıp, Okyanus’un derinliklerine fırlatmışlardır. Tanrı bu yüzden Raziel’e kızmamıştır fakat kitabın denizin dibinden, Rahav adlı melek tarafından çıkartılıp Adem’a geri verilmesini sağlamıştı. Rivayete göre bu kitap daha sonra nesilden nesile aktarılarak, Hanok’un eline geçmiştir. Başmelek Rafael, Hanok’tan sonra onu torunu Nuh Peygambere vermiştir. O da bu kitaptaki gizemli bilgiler sayesinde Tufan’dan önce gemisini inşa etmiştir. Raziel’in kitabı daha sonra Hz.Süleyman’a geçmiştir.
Rivayete göre, dünyada insanların işlediği günahların defteri mele-i âlâ’ya çıkınca melekler itiraz edip, Allah’ın insanlara bu kadar müsaade etmesine rağmen insanın bunun kıymetini bilmediğini hatırlatmışlar. İnsandaki mizaç, tabiat ve hevesin meleklerde de olması durumunda, onların da aynı olacağını buyurması üzerine, melekleri imtihan için Allah, Hârut ile Marut’u seçmiş ve Bâbil’e göndermiştir. Bunlar, gündüz yer yüzünde insan gibi yaşar akşamları da ism-i âzam’ı okuyarak göğe yükselirlermiş. Bir gün Zühre isminde güzel bir kadına âşık olan ikili, kadını elde edebilmek için ne isterse yapmaya başlamışlar. Şarap içip puta tapan ikili daha sonra göğe yükseldikleri duayı öğretirler. Zühre duayı okuduğunda Allah tarafından gökte yıldız haline getirilir. Hârut ile Mârut ise Babil’de bir kuyuya baş aşağı asılıp, kıyamete kadar acı çekmek zorunda kalırlar. Kur’an-ı Kerîm’in “Bakara” sûresinin 102. âyetinde büyücülük konusunda şunlar yazılıdır:… Fakat o şeytanlar kafirlerdir ki insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek) “Biz ancak fitneyiz (imtihan için gönderildik), sakın (sihir, büyü yapıp da) kafir olma” demedikçe hiç kimseye (sihir) öğretmezlerdi. İşte onlardan (o iki melekten) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar), Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar verecek değillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara faide vemeyecek şeyler öğretiyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlar ki, onu (sihri) satın alan (ona revaç veren) kimsenin ahiretten hiç bir nasibi yoktur. Onlar kendilerini cidden ne kötü şey mukabilinde sattıklarını bilmiş olsalardı.”
Yüzyıllar öncesinden kalan bir el yazmasında büyülerin hazırlanışında İslami kaynaklara başvurulmuş. Kimisinde Allah’ın güzel isimleri, kimisinde de Kur’an surelerinin başlarındaki harfler kullanılmış. Bu kitapda “kötü ve kötülük”e yer yok. Sadece iyilik için kullanılan “vefk”ler, dualar var. Her biri birbirinden ilginç bu vefk ve dualar Kur’an’daki ayetlere veya Allah’ın güzel isimlerine yani “Esma’ül Hüsna”ya dayanıyor. El yazması kitapta istek ve arzularınızın yerine gelmesi için okunması gereken dualar, taşınılması gerekli vefkler bulunuyor. Sara ve nedeni bilinmeyen baş ağrısına kadar birçok derdin devası da yazılmış. Kitabın sonunda bulunan “Azimet” duası başı sıkışanların “gayb insanları”ndan yardım alması için yazılmış. Kitap, bu “gayb insanları”nı da “Üçler, Yediler, Kırklar” olarak açıklıyor. 61 sayfalık el yazması kitapçık Hz. Ali’ye atfedilen“Cünnet’ül Esma” ile başlıyor. Hz. Ali’nin söylediğine inanılan “Kaside -i Ercüze” isimli bir şiirin duaya dönüştürülmüş hâli. Bu şiirde Hz. Ali’nin gelecekten haber verdiğine inanılıyor. Şiirin bir başka özelliği de içinde en büyük dua olan İsm-i Azam’ın yani Allah’ın en büyük isminin yer alması. İsm-i Azam’la yapılan hiçbir dua reddedilmediği için şiire de ayrı bir kutsallık atfediliyor. Hz. Ali şiirinde Allah’ın altı ismini; Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddüs’ü sayıyor. Müminler bu altı isimden bir tanesinin İsm-i Azam olduğuna inanıyor. Cünnet-ül Esma da bu isimlerin harflerinden, bu harflerin matematik karşılığı olan “Ebced” hesabından oluşuyor. Daire şeklindeki bu vefkin en dış halkasında isimlerin Süryanice karşılıkları yazılmış. asırlar öncesinden gelen bu vefkin insanları her türlü kötülükten koruduğuna inanılıyor. Nazara, büyüye ve cinlere karşı yazılarak evlere asılması, muska yapılıp üzerinde taşınması yetiyor. Kitapta Cünnet’ül Esma’nın ardından Allah’ın isimleri ile Kur’an-ı Kerim’de yeralan Huruf-u Mukatta’nın vefkleri var. Huruf-u Mukatta, bazı Kur’an surelerinin başında yer alan, anlamı bilinmeyen harfler. Örneğin, Yasin, Taha ya da Bakara suresinin başında yer alan Elif, Lam, Mim gibi harfler. Sure başlarında yer alan bu gizemli harflerin her biri bir vefk olmuş. Kitabın ilk sayfalarında “Ha, Mim” vefki var. Bu ismin vefkinin gerekli zaman ve mekânda yazılması durumunda, üzerinde taşıyan kişinin tüm “zor işlerinin” kolaylaşacağına inanılıyor. Ayrıca daha özellikli vefkler de var. Allah isminin vefkinin yazılması ve sağ kolda taşınması için bir şeyhten izin alınması ve şeyhin de “evliya mertebesinde olması gerektiği belirtiliyor. En ilginç dua kitabın sonundaki, “Haza Azimet-i Salavat-ı Münciye”. Duanın içindeki bazı bölümlerin her namazdan sonra 19 defa, diğer bölümlerin de 21 defa okunması gerekiyor. Duanın tamamı da yine her namazdan sonra 19 defa tekrarlanıyor. Bu duanın sonunda okuyan kişiye “Rical- i Gayb”dan yani “varolduğuna inanılan ancak bilinmeyen, görünmeyen bir başka alemden kişiler”den yardım geliyor. İşte bu dua başka bir “âlem”le teması sağlıyor ve oradan gelenler duayı okuyarak yardım talebinde bulunanlara yardımcı oluyor.
Fahreddini Razi büyünün sekiz çeşidini anlatmıştır:
1- Kildani büyüsü; semavi kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımı yoluyla meydana getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Bu tür büyü, Hz. İbrahim’in peygamber olarak gönderildiği Mezopotamya’da yaygındı.
2- Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin sihirleri; insan ruhunun terbiye ile kuvvetlenip, tesir gücünün artacağını düşünenlerin büyüleri. Sihrin en tehlikeli olanı budur.
3- Ervahı ardıye; cinlerden yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki, bu yolla yapılan ve yapılacak sihirlerin varlığını inkar değil, kabul etmek gerekir.
4- Tahayyülat, yani gözü yanıltmak ve el çabukluğu denilen sihirdir ki, bunlara sihirden ziyade hokkabazlık ve şa’beze adı verilir. Bunun esası duyuları aldatmaktır.
5- Aletlerden istifade ederek acayip şeyler göstermek suretiyle ortaya konan sihir. Firavun’un sihirbazları böyle yapmışlardı; değnekleri civa ile doldururlarmış. Altlarından ısı verilince veya güneşin etkisiyle ısınan ipler ve değnekler hemen harekete geçip kaymaya ve yürümeye başlarmış.
6- Birtakım maddelerin ve ilaçların kimyevi özelliklerinden yararlanarak yapılan sihirlerdir.
7- Ta’lik kalb (kalbi çelme) suretiyle yapılan sihirdir. Sihirbaz kişinin duyu ve düşüncelerine etki ederek (ümit, korku) yapacağını yapar.
8- Koğuculuk, fitnecilik gibi el altından yürütülen gizli fitne ve tezvirat, akla, hayale gelmez bozgunculuk, vasıtalı ya da doğrudan tahrikler ve aldatmalar ile yapılan sihirdir ki, halk arasında en bol ve en yaygın kısmı da budur.(İnsanlar arasında söz taşıyıpfitne çıkarmak suretiyle yapılan büyü)
Eski devirlerde, büyü çözme yollarını anlatan eserlere ‘Karşılık-ı Şerif’ denirdi. Karşılık kitaplarında büyü çözme yöntemleri ayrıntılarıyla anlatılır ve kendisine büyü yapıldığına inanan kişi bu kitaplar vasıtasıyla üzerindeki büyüyü etkisiz bırakmaya çalışırdı. Örneğin 1786’yılında yazılan ve yazarı belli olmayan 31 sayfalık bir ‘Karşılık Risalesi’nde, büyülenmiş kişinin yapılan büyüyü ortadan kaldırabilmesi için önce yedi çeşmeden su alarak kulbu tutulmamış bir testiye koyması, daha sonra da risalede belirtilen ayetleri okuması tavsiye edilmektedir. Ama başkasına yapılmış olan bir büyü çözecekse, o kişinin avucuna özel bir dua yazıp üç kere okuduktan sonra yüzüne üflemeli, yakılan tütsüyü de o kişinin burnuna çektirmelidir.
Havas İlmi
Eskiler, ‘öteki dünya’ ile temasa yaradığına ve ‘bilim’ olduğuna inandıkları faaliyetleri ‘Havas İlmi’ olarak adlandırmışlardır. Kütüphanelerimizde çok sayıda elyazması ‘havas kitabı’ vardır fakat bu kitapların birçoğu okuyucuya asla verilmez ve kasalarda veya dolaplarda kilit altında tutulurlar. Onları incelemek için ciddi bir araştırmacı olduğunuzu ispat etmiş olmanız, belirli izinleri almanız gerekir. İşte bu ‘yasak’ kitaplardan ikisi: ‘Buni Risálesi’ ve ‘Dávetname’. İlk kitap ‘vefk’ adı verilen tılsımlarla cinlere hükmetmenin usullerini , diğeri ise yine cinler vasıtasıyla arzu edilen her işin yaptırılma yollarını anlatır.
Tüm bu gizliliğin ve kontrolün tek bir nedeni vardır: bu kitaplarda ‘Havas İlmi’ (başka álemlerle teması sağlamaya yaradığı söylenen bilgiler) yer alır ve bu bilgiler cin çağırmaktan güçlü bir büyünün kurallarına, hattá geleceği belirlemeye kadar uzanan geniş bir alanı içerir. Daha da önemlisi, bu eserlerin sıradan falcılar ya da büyücüler tarafından değil, işin üst seviyedeki erbábı tarafından yazılmış olmalarıdır. Bu kitaplar kataloglarda başka adlarla kayıtlıdır ve alınması aylar süren bir izin süreci gerektirir. Ayrıca kasalarda saklanan bu kitapların hemen hepsinin girişinde, bu işlerle uğraşmaya heves edenlerin ‘riyázat’ adı verilen ve aylar süren dua, nefis terbiyesi ve teknik hazırlık bilgilerine dayalı bir eğitimden geçmeleri şartı yazılıdır.
Kasalarda muhafaza altına alınan havas ilmi kitaplarının en önemlilerinden biri ve en fazla korunanı Buni Risálesi‘dir. Eser, 1225 de ölen Cezayirli büyü álimi Ebu’l-Abbas Ahmed bin Ali bin Yusuf el-Kureşi el-Buni’ye aittir. Sihir, büyü, muska, cin konularında İslam dünyasının gelmiş geçmiş en önemli uzmanlarından olan Buni, 1208 sayfalık eserinde bu konularla ilgili bütün temel bilgileri anlatmıştır. Harflerin sayı karşılıklarıyla ve esrarıyla yani ‘Ebced’ ile başlayan kitapta daha sonra duaların gizli güçleri ve bu güçleri açığa çıkarma usulleri açıklanıyor, harflerle sayılar arasındaki bu ilişkinin maddi álemde nasıl kullanılacağı, bedensiz varlıklara nasıl hükmedileceği öğretiliyor, düşünce ve dua yoluyla ya da cinler aracılığyla insanları etkileyip olması arzu edilen her işin yapılma yolları sıralanıyor. Bûnî belli kurallara uyularak çizilen geometrik şekillerin harf-sayı birliğinin gücünü arttırdığını, bu gücün başta Allah’ın isimleri olan Esmâü’l-hüsnâ, Fâtiha ve Âyetü’l kürsî olmak üzere diğer dualarla daha da arttırılabileceğini söyler. Bûnî’ye göre cin ve benzeri bedensiz varlıklar işte burada devreye girerler. Kazanılmış olan güç sayesinde varlıklara hükmetmek ve istenen vazifeyi yaptırmak mümkündür.
Havas İlmi ile ilgili eski elyazmalarında, iyi kalpli olan ve insanların hizmetine girebilen cinlerden bazen ‘melek’ diye bahsedilir ve bu cinlerin davet edilip verilen emirleri yerine getirmeleri için yapılacak işler bütün ayrıntılarla anlatılır. Eski cincilere göre her cinin ve meleğin bir tılsımı vardır ve bu tılsım, cinle temasa geçmeyi sağlayan gizli bir şifredir. Cin ya da melek gibi bedensiz bir varlığı davet etmek isteyen kişi bu şifreye sahip olmak zorundadır, çünkü şifreyi bilmeden cinlerle temas hiçbir şekilde mümkün değildir.
Cin çağırma eserlerinin başında, 15. asırda yaşamış “Uzun Firdevsi” adındaki bir ‘cin álimine’ ait olan ‘Dávetnáme’ kitabı (Cin ve melek dâvetine yarayan kitap) gelir. Kitapta, “Urumhamatahayil” adlı, insanı aşık etmeye yarayan bir cinden bahsedilir. Uzun Firdevsi, kitabında gök cisimlerinin hareketi ve bu hareketlerin insanları etkilemesi konusunda detaylı bilgiler verdikten sonra ‘melek’ dediği cinlerden bahseder, hangi cinin hangi işe yaradığını anlatır ve bu arada ‘Urumhamatahayil’ adlı bir cinden de söz eder ve bu cinin ‘áşık etmeye yaradığını’ söyler. Burada iki meseleyi, ‘büyü’ ile ‘cin’ konularını birbirinden ayırmak gerekir. Uzun Firdevsi’nin anlattığı faaliyetler büyü değil, yapılması istenen işin cinlere ve meleklere yaptırılmasıdır, yani eskilerin ‘hüddamcılık’ dedikleri, ‘cinlerin hizmetkár olarak kullanılması’ durumu vardır ve bu iş eski ‘havas’ ilminin en üst seviyesidir. Uzun Firdevsi’ye göre ‘havas’ ile uğraşanların işin ehli olmaları ve cinleri çıkar için kullanmamaları da şarttır, aksi takdirde büyük ve çok ağır bedeller ödemeye hazır olmaları gerekir.
Firdevsi, büyünün nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor: ‘‘…İnsanların gözünü bağlamak için, yarasa ve fare kanıyla bir tılsım yazılır. Bu iş, başka hiçbir canlının bulunmadığı yalnız bir mekânda, ayın ilk çarşamba gecesinde yapılır… Tılsım kaz derisine yazılır, koltuk altında taşınır. Yazma sırasında Merkür’e mahsus buhur yakılır; köpeğe benzeyen cinin tılsımı da konur ve vekil görevi yapan altı adet devin isimleri de yazılarak dize bağlanır” diyor… Sonra devlerle cinlerin isimlerini sıralıyor ve koltuk altına yerleştirilip dize bağlanacak parçaların etrafına kaydedilmesi gereken şifreleri veriyor…
Uzun Firdevsi, ‘Urumhamatahayil’ adlı cinin özelliklerini ve áşık etme işinde nasıl kullanılacağını anlattığı yerden kısa bir bölüm; “…Ay, gökyüzünde ‘Sarfe’ adı verilen yere ulaştığı zaman, Allahu Teálá’nın emriyle Urumhamatahayil adındaki melek gelir ve ayın vekilliğini üstlenir. Urumhamatahayil’in iki başı vardır. Bu başlardan biri sığır, diğeri de deve başı gibidir. Dört ellidir, ellerinden birinde desti, ötekinde bardak tutar, diğer iki eli boştur. Urumhamatahayil kadını erkeğe, erkeği de kadına áşık etmeye yarar. Bu işin usulü şudur: Karşısındakini kendisine áşık etmek isteyen kişi, Urumhamatahayil’e mahsus tılsımı gümüş bir levhanın üzerine yaza, sonra bu levhayı beyaz bir atın kıllarıyla sarıp karanlık bir kuyuya bıraka. Yedi defa ‘Ahdnáme’ denilen duayı okuya; öd, şeker, ládin ve mastaki ile karıştırıp bir káğıda yaza. Sonra…”
Uzun Firdevsi’nin “Davetname” adlı kitabında yağmur yağdırmak için neler yapılması da anlatılıyor. Ancak önce Ay’ın cinlerle ve meleklerle olan ilişkisini bilmek gerekir: Ayın 28 günlük devrinin her gününe “menzil” denir ve her menzilin ayrı bir adı vardır. Devir sırasında gökyüzünde bazı melekler ve cinler hazır bulunurlar, her bir menzilin cini ve bu cinlerle temas edip arzu edilen işleri yaptırmanın yolu da farklıdır. Yağmurun yağmasını sağlayan cinler ve melekler, ay devrinin 14. günü olan “Simak menzili”ndedirler. “Silâhsız” demek olan “Simak”, gökyüzünde vârolan ama gözlerin göremediği parlak bir yıldızdır, dünyadaki mekânı da Ekvator taraflarıdır. Her sene Ekim ayının beşinde doğar, Nisan’ın dördünde de batar; gözler onu göremez ama Simak kendine bağlı olan cinlerin yardımı ile hükmünü yürütür. Firdevsî, ayın Simak menziline girmesinden hemen sonra yapılacak dâvetlerde Hilâtinoros adlı bir cinin ortaya çıktığını ve yağmuru bu cin ile emrindeki diğer cinlerin yağdırdığını şöyle yazıyor; “…Kamer (ay), Simak menziline gelince yapılan davetler denizde yaşanacak tehlikelerden kurtulmaya, dalgadan ile selden korkmamaya ve yağmur yağdırmaya yararlar. Ay, Simakmenziline girdiği zaman oraya iki elinde iki balık tutan ‘Sekamakayil’ adında bir melek yerleşir ve bir kürsünün üzerine oturur. Denizin tehlikelerinden uzak durmak isteyenler, bu işin tılsımını misk, safran, gülsuyu ve balık kanı ile bir geyik derisinin üzerine yazıp gemiye bağlarlar. Tılsımı şayet geminin içinde yazacak olurlarda tesir çok daha kuvvetli olur, dalga ve sel o gemiden uzak durur! Sekamakayil, yağmur yağdırmaya da yarar. Susuzluk çekenler aynı tılsımı balık derisi üzerine yazıp bir taşın altına koyarlar, ondan sonra ayda ve ayın etrafında yaşayan meleklerle cinlerin dâvetnâmelerini yetmiş defa okuyup Kamer’e mahsus buhuru tüttürürler. Bu işi tamamladıktan sonra yine yetmiş defa bulutları ve yağmurları idare edenmeleklerin isimlerini okurlar. İsimlerinin yetmiş defa okunması gereken melekler Cibitayil, Amaninayil, Eflâkutazayil, Vurtaamacayil, Humakaslâyil, Şumakaahayil, Kemakahayil, Hıbıtahayil, Sekahmakâtayil, Tamakâayil, Gafratahayil, Versaahayil ve Kehmagarifayil’dir…” Bu isimlerin okunması bitince başı deveyi, vücudu insanoğlunu andıran, Hilâtinoros adında bir cin gelir ve boynunu uzatıp oturur. Hilâtinoros’un insan şeklinde görünmesinin nedeni, adının Âdem Peygamber’in Mushafı’nda yazılı olmasıdır. Bir elinde bakır bir levha, diğerinde de kâğıt vardır. Hilâtinoros gayet heybetli görünür, teşrif ettiği vakit korkmamak gerekir, şayet kendinden korkulduğunu hissedecek olursa etrafı helâk eder. Bu cinin emrinde sayıları doksan dokuz bin ile dokuz yüz bin arasında değişen başka cinler bulunur ve hep beraber yağmur yağdırırlar…”
Uzun Firdevsî’ye göre cinlere hükmetmeyi başaranlar bedensiz varlıkları birbirinden farklı işlerde kullanabilirler. Bunlardan bazıları şöyledir: hastalıktan korunmak, özellikle sara hastalığını tedavi etmek, her hizmeti cinlere gördürmek, aşkta başarılı olmak, kadınları âşık etmek, çiftleri ayırmak veya birleştirmek, nefret edilen âşığın ağzını, dilini ve erkekliğini bağlamak, gerekirse öldürmek. Hamile kalamayan kadınları çocuk sahibi yapmak, Yağmur yağdırmak, suya hükmetmek.
Büyü Cinlerle mi Yapılır?
Otuza yakın kitabı bulunan yazar Ahmed Hulusi bu konu hakkında şunları belirtmektedir; Büyü`nün kökü, cinlere dayanmaktadır. Bütün mukaddes kitapların, önceki “sahife”ler de dahil olmak üzere Tevrat, Zebur, İncil ve Kur`ân her bir âyetinin, her bir kelimesinin 8 hizmetlisi yâni “hadimi” vardır. Yâni, her devirde nâzil olmuş bulunan mukaddes kitapların orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim-hizmetli-vazifeli kılınmıştır… Bunların 4`ü ulvî yâni “melek” cinsinden; 4`ü de suflî yâni “cin” cinsindendir.Bu kelimelerin “ebced ilmi” denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı; ya da o âyetlerin tersinden okunuşu, o kelimelerin vazifeli cinini harekete geçirerek, sevkedildiği kişiler üzerinde tesirlerini icra ederler. İşte, büyü denilen olay, bir kelime ya da cümlenin belirli sayıda ve bazı yan çalışmalarla da desteklenerek okunmasıyla meydana gelen tesirlerdir.
Cinlerle Büyü Nasıl Yapılır?
Bazı tesbih veya duaların birer “HADİMİ” yâni “hizmetlisi - görevlisi” vardır. Eğer bir kişi oturup, o kelimeyi veya duayı adedince okur, sonra da karşısına dikilen cinden, o an için korkmadan bir şey isteyebilirse, o şey derhal olur!. Veya o cinin kendi emrine girmesini isterse, o cin artık onun hizmetkârı durumuna girer!. Bunun için de bir çok formül vardır!. Bu formülleri bünyesinde toplayan bir çok kitaplar yazılmıştır ki, bunların içinde en meşhuru; “KENZÜL HAVAS” ismiyle bilinenidir. Spiritualizmde cinlerle temasa geçen kimseler, daima cinlerin elinde oyuncak olurlar…”Hüddam” ilminde ise, formül, diğer yan şartlarıyla birlikte tam olarak uygulanabildiği zaman; insan, cini tam anlamıyla pençeleri altına alır; ve ona bütün istediklerini yaptırabilir. Hattâ, bir insanı bile, bu yolla o cinine öldürtebilir. Aksi halde, yâni emre uymadığı zaman o cin perişan olur. İşte aradaki bu fark sebebiyle, eskilerin ve günümüzde de sadece birkaç kişinin bildiği “Hüddam İlmi”, spiritualizmden kat be kat üstün durumdadır. Çünkü, anlattığımız üzere, bu ilimde insan için cini emri altına almak söz konusudur. “Spiritualizm” diye bilinen cinlerle bağlantı hâlinde ise, cini hiç bir şekilde, bir bilgiyi vermek veya bir işi yaptırtmak için zorlamak söz konusu değildir.
Eğer bir kişi “Hüddam İlmi’’nin gereği olan formüllerden birini yapmaya kalkar da; sonra başlamışken, şu veya bu sebeple; meselâ formülü uygularken yarıdan itibaren duyacağı seslerden veya o sırada gözüne görünen acaip şekillerden korkarak yarıda bırakırsa, işte o anda onun için felâket başlar. Onun, etkisi altına almaya çalıştığı cin, o anda onu rahatlıkla avlar ve bu kişi cini emrine almaya çalışırken, cin onu ele geçirmiş olur… Ki bundan sonra, o kişi artık cinin emrine bağlıdır. Bu sebepledir ki, “Hüddam İlmi”ne dayanan bir formülü, ya hiç yapmamalı, ya da başlanıldığı zaman, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar yapmalıdır. Nitekim bu formülün tam olarak yapılmaması için o cin, bir takım gürültüler oluşturur veya sesler çıkartır, âdeta içinde bulunulan evi veya katı yıkılıyormuşçasına gürültülerle sarsabilir; akla hayâle gelmeyecek korkunç şekillerde göze görünebilir!. İşte bütün bunlar olmasına rağmen, kişinin bütün soğukkanlılığıyla elindeki formulü bitirmeye çalışması îcabeder.






Büyü gerçekten vardır cinler arasında yapılır tesiri de vardır birde ne vardır biliyor musunuz Allah ın yüce Râbbimizin gönderdiği bir ayet o büyü yapanların ahirette hiç bir nasibi yoktur insanoğlu gözünü aç kalbini Allah a teslim et o büyü yapanların yaptıranların vay haline insanı ölmekten beter edip sürünmesine neden olanlar yaptıklarının yanlarına kar kalacağını sanmasın bu dünya gelip geçici ahiret yurdu daha hayırlı ziyana uğramayın arzularınıza yenik düşüp bunlar şeytan işe birer pislik o büyü kitabına süleyman a.s efendimizin adını verenlere söyleyecek söz bulamıyorum süleyman a.s Efendimiz büyü yaparak yada yaptırarak cinlerden bir kısmını himayesi altına almıyordu bu Allah ın dilemesiyle idi sakın bu tür şeytani hislere kapılıp ahiret yurdunuzu zindan etmeyin bir dost iki melekten ilham aldılar onlar büyüyü öğretirken sakın yapıp küfre girmeyin diyerek öğretiyorlardı şeytanlar şeytan tiyniyetli insanlar onlardan çalıp bildikleriyle karı ve kocanın arasını açacak büyüler yaptılar zamanla dahada ileri gittiler Allah a sığının bir şey olmasını diliyorsanız dua edin tüm kalbinizle Allah a niyaz edin